Ana sayfa Karabük Safranbolu ve Kastamonu’da 4 Günlük Rüya Gibi Bir Tatil

Safranbolu ve Kastamonu’da 4 Günlük Rüya Gibi Bir Tatil

6371
3

Güneyin sıcaklarından ya da all inclusive tatil paketlerinin otel hakimiyetinden hiç de hoşlaşmayan bir çift olarak tercihimizi bu bayram da bizi özgürleştirdiğini ve tazelediğini düşündüğümüz doğa turizminden yana kullandık. Rotamızı duyan bir çok kişinin “Safranbolu tamam da Kastamonu ne alaka? Ne var ki? ” diye şaşırdığı bu mükemmel tatili sanırım biraz aldığım keyiften olsa gerek uzun uzun yazdım.

Süre : 3 Gece 4 Gün
Araçla KM : 1450 KM (Kaybolma kilometre payları dahil :))
Maliyet : 1500 TL (Yakıt, konaklama, yemek ve bilimum alışveriş dahil)

Safranbolu Kastamonu gezisi rotası

Program : 

1.GÜN: Safranbolu’da Gezilecek Yerler

Tokatlı Kanyonu (Safranbolu)
Su Kemerleri (Safranbolu)
Bulak Mencilis Mağarası

Konaklama : Kolağası Butik Otel
Öğle Yemeği : Kadıoğlu Sofrası
Akşam Yemeği : Köfteci Hakkı Usta

Sabah erkenden (8:00) yola koyulunca Berceste ya da İsmail’in Yeri’nde iki kişi 60TL’ye ortalama bir kahvaltı yapmaktansa toplam 15TL’ye Çengelköy Börekçisi’nde yapılan kahvaltıyla başladık tur programına.

Karabük şehir merkezine girmeden önce soldaki devasa Kardemir Demir Çelik fabrikasıyla karşılaşıp korku filmlerini anımsatan devasa bir sanayi tesisiyle merhaba dedik bölgeye… Biliyorum pek sevimli bir selamlama değildi ama bıraksalar da içinde bir fotoğraf çekimi yapsak süper kareler yakalanabileceğine eminim!

Her neyse, bölgede gördüğümüz ilk ve son sevimsiz şey olarak arkamızda bıraktık onu ve 13:00 civarında Safranbolu’daki otelimize vardık.

Safranbolu Kolağası Butik OtelKolağası Butik Otel halı

Safranbolu’da Nerede Kaldık?

Tercih ettiğimiz otel, Safranbolu Eski Çarşı bölgesindekilerden ziyade 5-6 dakika uzakta Kuzkaya Köseler Köyü’ndeki Kolağası Butik Otel’di. Daha henüz 2 ay once açılmış, yepyeni, tertemiz ve kocaman odalarının yanı sıra canayakın ve samimi işletmecileriyle de son derece memnun kaldığımız bir konaklama tecrübesi yaşadık.

Aynı konak atmosferine sahip olmakla birlikte Safranbolu Eski Çarşı’daki otellerin yüzde 90’ına nazaran çok daha kaliteli ve konforlu olan bu otele, alternatiflerine nispeten çok da uygun bir ücret ödedik.

Safranbolu’da Nerede Ne Yedik?

Otele eşyalarımızı bırakıp üstümüzü değiştirdikten sonra Eski Çarşı’da öğlen yemeği için tavsiye üzerine Kadıoğlu’na gittik. Her ne kadar tavsiyeyle gitmiş olsak da pek memnun kaldığımızı söyleyemem. Safranbolu’ya ait bir pide çeşidi olan bükmeyi de karışık pidesini de pek beğenmedim doğrusu. (Belki pide konusunda uzmanlık derecesinde bir damak tadına sahip olmam nedeniyle beğeni eşiğimin yüksekliği de etken olabilir bunda…) Ama ezogelin çorbasının efsane olduğunu da atlamamak gerek. Kuyu kebabı ise küçücük porsiyonuna göre pahalı olduğu için denemedik bile.

Safranbolu’da Gezilecek ve Görülecek Yerler

Tokatlı kanyonu Safranbolu

Karnımızı doyurduktan sonra soluğu Tokatlı Kanyonu’nda aldık. Safranbolu’nun içinden yukarıya doğru mahalle içlerinden gidilen Kanyon Seyir Terasına mesafe yaklaşık 15 dk. civarındaydı. Bir önceki Vali zamanında vizyoner bir yaklaşımla inşa edilmiş Kristal Cam Seyir Terası oldukça güzeldi. (Ve evet ne yazık ki yükseklik korkum nedeniyle ben en ucuna kadar gidemeyip başlangıcından seyirle yetinmek durumunda kaldım)

Tokatlı kanyonu Kristal Cam Seyir Terası

Seyir Terası’ndan görüntüyü aldıktan sonra hemen 100 metre ötedeki patikadan girişle kanyonun içine inmek ve yürüyüş parkurunda gezinti yapmak mümkün olsa da tam öğlen güneşinde orada olduğumuz için bizim gözümüz yemedi ve yine hemen patikanın sol tarafındaki Tarihi Su Kemerleri’ni de gördükten sonra Bulak Mencilis Mağarası’na doğru yola çıktık.

Bulak Mencilis Mağarası

Safranbolu Tarihi su kemerleri

Yine Safranbolu tepelerinde mahalle aralarından geçtikten sonra küçük çaplı dağ tırmanışı modunda bir yoldan kısa sürede Bulak Mencilis Mağarası’na vardık. Mağara’nın bulunduğu dağ yamacının altında arabamızı parkettikten sonra tamamen doğal düzenlemelerle oluşturulmuş dar ve zorlu 150 basamaklı bir tırmanış bizi bekliyordu.

Sıcağın da etkisiyle ara ara soluklanarak tırmanışı tamamladıktan sonra mağaraya girdiğimizde sıcaklık bir anda 15 dereceye düştüğünde insanın nasıl bir ferahlama hissiyatıyla dolduğunu anlatamam! Serinlik mağaranın girişinden derinliklerine doğru düşüyor. Üşütmüyor ama serinliğiyle sizi sarıyor. Ayrıca mağaranın bir özelliği olarak nefes alma da çok rahatlıyor dışarıya göre.

Safranbolu Bulancak Mağarası (4)

Türkiye’nin 4. Büyük mağarası olan Bulak Mencilis Mağarası toplam 6200 metre uzunluğunda! 2 yıl önce düzenlenip ziyarete açılan kısmı ise 400 metre. Üç katlı olan bu mağaranın 400 metrelik ziyarete açık kısmının dışındaki bölümlerine özel izin ve profesyonel ekipmanla girilebildiği için sıradan turist olarak görmek mümkün değil ama o özel bölümlerde 15 metrelik bir şelale ve birkaç göletin olduğunu düşününce profesyonel giriş için heyecan duymamak da elde değil.

Hristiyanlar’ın Romalılar’dan kaçarken sığınmak amacıyla kullandığı bu mağara için “rüya gibi ” demek yerinde olur. İçeride her bir metre ayrı ve eşsiz bir manzarayla karşılıyor insanı. Yapılan ışıklandırma çalışması her ne kadar çok kaliteli olmasa da bu güzellikleri ortaya çıkarmaya yetmiş…

Safranbolu Bulancak Mağarası (1)

Safranbolu’ya Dönüş Zamanı

Kanyon ve mağara gezisinden sonra biraz dinlenmek üzere otelimize gittik. Hava karardıktan sonra o meşhur Safranbolu Evleri’nin akşam manzarasını merakla eski çarşıya döndük ancak ne yazık ki ışıklandırma nimetinin hiç de değerlendirilemediğini görünce hayal kırıklığına uğradık. Oysa o güzelim konaklar kaliteli bir ışıklandırmayla mükemmel ötesi bir akşam seyri yaratabilirdi…

Akşam yemeğimizi –biraz da öğleni fazla kaçırmamız nedeniyle- Foursquare sayesinde keşfettiğimiz bir sokak köftecisinde yedik. Tamam; Hakkı Usta’nın köftesi belki yediğim en lezzetli köfte değildi ama gayet de yeterliydi.

Eski çarşı içinde ertesi sabah fotoğraflayacağımız yerleri zihnimizde işaretledikten sonra sabah gün doğumuyla birlikte geri gelmek üzere otelimize geri döndük.

Safranbolu lokumu

Not: Biz pek lokumcu bir çift olmadığımızdan Meşhur Safranbolu Lokumu’na pek ilgi göstermesek de lokum severler için en iyisinin “İmren ” lokum olduğunu da belirtmiş olalım. Bize kalırsa lokumdan daha da orijinali “Cevizli Yaprak Helva ” Biraz pahalı olan bu tatlıda helvanın şekeri ile cevizin acılığı arasında çok keyifli bir lezzet aldık.

2.GÜN

Safranbolu Eski Çarşı
Yörük Köyü (Safranbolu)
Kastamonu Merkez
Konaklama : Kastamonu Kadıoğlu Konak
Akşam Yemeği : Münire Sultan Sofrası

Safranbolu Tarihi Simit Fırını

Safranbolu Eski Çarşı

Gün ışımadan otelden çıkıp Safranbolu Eski Çarşı’ya gittik. Ne yazık ki hava bulutlu olduğu için gün doğumunu izleyemesek de hiç kimsenin olmadığı ve kuş cıvıltısı haricinde tek bir sesisin dahi duyulmadığı bir zaman diliminde o tarihi güzelliği sanki sadece bize ait bir yermiş gibi kaybola kaybola gezmek ve sayısız fotoğrafla ölümsüzleştirmek paha biçilemez bir keyifti.

Safranbolu Tarihi Çarşı

Yaklaşık üç saat boyunca şu sokak nereye çıkıyor acaba diye diye her bir köşesinde farklı güzellikler keşfettiğimiz ve her bir konağın kendine has mimarisiyle büyülendiğimiz bir sabah oldu bizim için.
Kahvaltı etmeden çıktığımız için midemiz kazınınca Tarihi Simit Fırını’ndan simit ve Asma Altı Kıraathanesi’nden çayla yaptığımız küçük keyif de çok kıymetliydi. Hele ki esnafın naifliği ve samimiyeti de buna eklenince kıymeti daha da artmıştı…

safranbolu Tarihi Asmaaltı Kıraathanesi

Daha henüz dükkanlar açılmadan Tarihi Arasta Yemeniciler Çarşısı’nı gezmek de ayrı bir güzeldi. 40 tane küçük ahşap dükkandan oluşan bu tarihi çarşıdayken sanki bir Osmanlı Dönemi filminin setinde gibi hissediyor insan kendini. Ama ne yazık ki aynı hissiyat, dükkanlar açıldıktan sonra kendine pek yer bulamıyor.

Safranbolu Cinci Hamamı

Cinci Hamamı ve Cinci Hanı’nı dışarıdan görmekle yetindik ama dış mimarisi de bir Osmanlı yerleşkesi için yeterli tadı vermeye yetiyor diyebilirim.

Sabah gezimizi tamamladıktan sonra kahvaltı için otelimize geri döndüğümüzde kahvaltı soframız kurulurken yine otel işletmecileriyle kısa ama sıcak bir sohbet ettik… Tam bir butik otel misafirperverliği tattık. Zira kahvaltısı da aynen konaklama kalitemiz gibi güzeldi. Ne fazla; ne az. Tam kararında…

Yörük Köyü

Yörük Köyü resimleri (1)

Geç kahvaltıyı takiben otelden çıkış yapıp Kastamonu yönünde 15 dakikalık mesafede olan Yörük Köyü’ne gittik…

Yörük Köyü’ne anayoldan giriş yaptığınızda enlemesine geniş bir köy mezarlığının içinden geçiyorsunuz ve bu manzara dahi ilk etapta sizi etkiliyor. Mezarlıktan geçtikten az sonra ise köy meydanına geliniyor ve burada atıl bir konağın önünde Dünyaca Ünlü Türk Opera Sanatçısı Leyla Gencer’in büstü ile karşılaşılıyor. (Babası bu köydenmiş…)

Yörük Köyü resimleri 1

Yörük Köyü, daha önceden gezdiğimiz Cumalıkızık ya da daha aynı günün sabahında gezdiğimiz Safranbolu Eski Çarşı atmosferine nazaran çok daha bakir bir tarihi köy. Daha doğal ve daha az ticarileşmiş. (Hatta bir konak ve bir kahve haricinde pek ticarileşmemiş.)

Doğal bir tarihi köy havasıyla bizi çok memnun eden Yörük Köyü’nde köy evlerinin bir kısmı restore edilmiş olsa da bir çoğu restorasyon görmeden atıl bir şekilde duruyor. Seyir ve fotoğraflama açısından çok hoş olsa da geleceğe taşınması açısından üzücü de denebilir. Ama sonuç olarak kıyasladığımızda, tarihi köy olarak en beğendiğiniz hangisi denirse, Yörük Köyü, ticarileşmemiş ve orijinalliği bozulmamış haliyle 1. sırayı alır. Yörük Köyü (5)

Kastamonu Yolculuğu

Yörük Köyü’nden sonra 1,5 saatlik bir yolculuktan sonra Kastamonu Merkez’e vardık ve geceyi geçireceğimiz Kadıoğlu Konak’a yerleştik. (Not: Bu Kadıoğlu’nun, Safranbolu’daki Kadıoğlu ile bir ilgisi yok.) Kadıoğlu Konak’ın işletmecileri Fatih Bey ve Deniz Hanım Kastamonu’nun yerlisi ve oldukça cana yakın bir çift. Akşam çay sohbetinde çok keyif aldık. Eh bu samimi ortam bir de o güzelim konakta olunca keyif ala keyif oldu tabii…
Akşam yemeğine kadar otelde istirahat ederken oldukça sert bir yağmur bastırınca tarihi konakta istirahat keyfi ayrı bir romantik hava aldı desem yeridir.

Kastamonu’da Nerede Ne Yenir?

Yağmur dindikten sonra meşhur Kastamonu Pastırması’ndan almak ve akşam yemeği yemek için iki adım mesafedeki çarşıya indik. Tabakoğlu’ndan pastırma ve sucuk alıp arabaya attıktan sonra gittiğimiz Münire Sultan Sofrası’nda Kastamonu’nun yerel iki lezzeti olan Tirit ve Banduma’yı denedik. Mekan pek hoş görünmese de bu iki yemeği tatmak için lezzet düzeyi ideal. Beklentiyi çok yükseltmek istememekle birlikte tavsiye edilir.

Kastamonu yemekleri banduma ve tirit

Kayseri’de farklı markaların farklı etlerinden pastırmalar denemiş biri olarak Kastamonu’daki Tabakoğlu’nun yağlı pastırmasının benim damak tadıma gore yediğim en iyi pastırma olduğunu söyleyebilirim. (Yağsızını o kadar beğenmedim.) Sucuğu ise ne yazık ki bize göre değil; beğenmedim. (Sucuk konusunda Kayseri’nin Karamavuşlar ve Başyazıcı sucukları hala favorim.)

Kastamonu’nun etli ekmeği / pastırmalı ekmeği de meşhur; ismi nedeniyle Konya Etli Ekmek’i akla gelse de hiç alakası yok. Tamamen farklı bir lezzet. Zaman darlığı nedeniyle sadece görüntüsüyle avunsak da bir sonraki tur için notlarımız arasında yerini aldı.

Yiyecek noktasında Kastamonu’nun göze çarpan eksikliği ise “Tatlı”. Ne yazık ki Kastamonu’ya özel olarak ön plana çıkan bir tatlı kültürü yok. (Tahinli Kabak Tatlısı yaygın.)

Kastomonu’da Görülecek Yerler

Kastamonu Merkez, ne yazık ki tarihi dokusunu koruyamamış ve dar alanda bilinçsiz – plansız şehirleşmenin getirisi olarak dokusunu kalitesiz beton evlere kurban etmiş bir yer. Mahallelerde yer yer araya sıkışmış tarihi konaklar bulmak mümkün olsa da bunların yine birçoğu ne yazık ki harap halde…

Biz pek ilgi göstermemiş olsak da Kastamonu’da Tarihi Saat Kulesi ve Kastamonu Kalesi görülebilir. Ayrıca Şeyh Şaban-ı Veli Türbesi, Yanık Sultan Türbesi ve Daday tarafında tamamen tek bir çivi dahi kullanmadan inşa edilmiş tarihi ahşap cami de ziyarete değer. (Not: Ahşap camiyi çivisiz inşa eden ecdada karşılık, yapıyı taşıyan ağaç kolonlara tesbih asmak için çivi çakan bir neslin üyesi olmaktan utanabilirsiniz.)

Bu arada değinmeden edemeyeceğim; aynen Safranbolu’da olduğu gibi Kastamonu’da da esnaf ve bir şekilde iletişim kurduğumuz halk o kadar düzgün insanlardı ki buradaki yaşamı kıskanmamak elde değildi…

3.GÜN

Ilıca Şelalesi (Kastamonu)
Valla Kanyonu (Kastamonu)
Cide (Kastamonu)

Konaklama : Salapurya Otel
Öğle Yemeği : Köylüm Gözelem (Ilıca)
Akşam Yemeği : Günbatımı Balık Restaurant (Duman’ın Yeri)

Kastamonu Ilıca Yolu

Kastamonu Merkez’i bir yemek ve geceleme lokasyonu olarak değerlendirdikten sonra bize gore Kastamonu’nun asıl kıymetini oluşturan doğasına akmak üzere sabah erkenden kalktık. Kadıoğlu Konak’ın yöresel ve zengin kahvaltısıyla enerji topladıktan sonra da ilk durağımız olan Ilıca Şelalesi’ne doğru yola koyulduk.

Ilıca şelalesi

Burada uyarmakta fayda var ki eğer aracına kıyamayan birisiyseniz veya iyi bir arazi şoförü değilseniz Küre Dağları’nın köy yolları size gore olmayabilir.

Ilıca Şelalesi’yle Kastamonu Merkez arası köy yollarından 2 saat civarı sürdü ama o güzelim doğa manzarasıyla yolun uzunluğu çabucak geçti…

Ilıca Şelalesine giden patika (1)

Ilıca Köyü’ne ulaşıldığında arabayı bıraktığımız yerden sonra kısa bir patika yürüyüşüyle ulaşılan şelale küçük ama hem etraf düzenlemesi hem de oluşturduğu göletin temizliğiyle oldukça hoş bir manzara sunuyor. Biz oldukça keyif aldık.

Şelale keyfinden sonra arabayı bıraktığımız yerde köylünün kurduğu küçük ve salaş açık hava mekanda köy yoğurdundan ayran ve güzel bir mantarlı gözleme yedik.

Valla Kanyonu

Ilıca resimleri

Ilıca’dan Valla Kanyonu’na gidiş yolu yine çok düzgün olmamakla birlikte dikkatli bir sürüşle rahat katedilebilecek bir yoldu.

Valla Kanyonu’nun seyir terasına girişin bulunduğu Muratbaşı Köyü’ne ulaşıp arabamızı bıraktıktan sonra uzun bir yamaç yürüyüşü bizi bekliyordu. Parkur olarak düzenlenmiş patikadan aşağı doğru inerken dönüşünün nasıl olacağını düşünmemek doğanın tadını çıkarmak için önemli bir şart. (Nasıl olsa dönüşte nefes nefeseyken bolca düşüneceksiniz.)

Valla Kanyonu (7)

Dört kattan oluşan seyir terasına ulaşıldığında, Dünya’nın 4. Türkiye’nin ise 1. En büyük kanyonu olan Valla Kanyonu’nun etkileyici manzarısıyla karşılaşılıyor! Her ne kadar yine yükseklik korkum yüzünden terasın en fazla ikinci katına kadar çıkabilmiş olsam da karşımdaki manzarayı hayatım boyunca unutmam mümkün değil. Eşimse dördüncü kata kadar çıkıp benim alabildiğim manzaranın daha da güzeline kavuşabildi.

Valla Kanyonu (3)Bu arada, asıl uzun ve derin keyfi almak için kanyonun içine inmek gerek ama bunu profesyonel rehberler eşliğinde yapmak gerekiyor. Zira güzel olduğu kadar da tehlikeli bir yer… Profesyonel bir rehber ile kanyona sabah erken saatte gidip gün boyu şelale ve göletlerin de dahil olduğu mükemmel bir doğa ziyafeti çekmek mümkün.
Seyir terasına ulaşma, seyir ve geri dönüş yeterince zaman aldığı için saat akşama yaklaşırken hareket vakti de gelmişti. Zira buradan sonraki durağımız olan Cide’ye ulaşmamız da 2,5 – 3 saat alacaktı…

İstikamet Cide

Valla Kanyonu (8)

Kanyon’dan arabamıza dönüş yolunda fazlasıyla terlediğimiz için arabada üstümüzü değiştirdikten sonra Yandex’in çizdiği en kısa rotadan (dağ yollarından) Cide’ye doğru yola koyulduk.

Valla Kanyonu (9)Yeni döküldüğü belli olan kısmen sıkılaştırılmış bol virajlı ve tırmanışlı mıcır yoldan ilerlerken rüya gibi manzaralarla karşılaştık ve bol bol fotoğraf çektik. Yemyeşil ve mis kokulu ormanların arasından kah geniş ve uzun bir vadi manzarası kah yüksek bir dağ manzarası kah şirin bir yamaç köyü manzarasıyla keyifli yolculuğumuzu sürdürdük…

Ancak havanın kararmasına 1 – 1,5 saat kala düzgün mıcır yol bozulmaya ve yerini bozuk patika yola bırakmaya başladı ve iyice ıssızlaştı… Neyse ki yol ayrımlarında karşılaştığımız eski yön tabelaları doğru yolda olduğumuzu teyit ediyordu ve kaybolma sinyallerini hafifletiyordu…

Yandex Yardım Et

Ne var ki bir sure sonra yol artık arabanın altını oturtmadan geçilemeyecek ve ihtiyaç halinde manevra yapılamayacak kadar kötüleşti. Her ne kadar elimizdeki klasik harita doğru yolda olduğumuzu gösterse de gerçekten doğru yolda mıyız diye Yandex’i kontrol etmek istediğimizde de telefonun hiç bir şekilde çekmediğini farkettik.

Evet, belki kaybolmamıştık; ama zor bir durumda kalmıştık. Zira havanın kararmasına az kalmıştı, telefonlar çekmiyordu; ve giderek kötüleştikten sonra mevcut bulunduğumuz noktada çok zorlu bir hal alan ıssız yolun ilerleyen safhalarında neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Haliyle de hatırı sayılır derecede stres yaptık ve geriye en yakın köye alternatif yol sormak üzere dönme kararı aldık.

Yalnız Değiliz

Minik hareketlerle manevra yapıp arabayı döndürdükten sonra bozuk yola rağmen hızlı bir şekilde geriye doğru giderken o ıssızlığın ortasında 06 plakalı bir aracın yol ayrımında durduğunu gördük. Bizimle aynı durumda bir başka ailenin de orada olması ilginç bir rahatlama getirdi açıkçası.

Yolun ilerisinin durumunu kendilerine aktarıp onların da geri dönmesini sağladıktan sonra boş köylerden geçe geçe sonunda yol sorabileceğimiz birilerine rastladık. Peşime takılın ben sizi yola çıkarayım demesine rağmen dönmemizi dahi beklemeden gaza basıp giden sütçü amca bizi şaşkına uğratsa da biraz daha ileride “illa Cide’ye gideceksiniz yani ” diyerek kararlılığımızı sorgulayan bir diğer amcayla kısa bir sohbetten sonra gittiğimiz yolun en kısa yol olduğunu ancak oranın eski ve artık kullanılmayan bir yol olduğunu öğrendik. Havanın kararmasını da düşünerek yolu iki katı uzatsa da Azdavay üzerinden asfalt yol güzergahını öğrenip yola koyulduk…

Kastamonu Yol Manzarası

Ana yola kavuştuğumuzdaki huzur tarifsiz bu arada
Kastamonu – Cide yolu, düzgün bir asfalta sahip olmakla birlikte hemen hemen hiç düzlüğü olmayan inişli çıkışlı ve birbirini takip eden virajlarla oldukça yorucu tek gidiş tek geliş bir yol… Sanırım Cide’nin bakir kalmasının en büyük etkenlerinden biri de her üç yönden (İnebolu, Amasra, Kastamonu) yolunun da bu şartlarda olması…

Cide’de Nerede Kaldık?

Biraz geç bir saatte de olsa Cide’ye vardık ve sahilde bulunan Salapurya Otel’e yerleştik.

Cide ne yazık ki konaklama açısından çok kısır bir yer. Oteller daha çok pansiyon havasında ve eski. Bizim kaldığımız otel de eski ama hiç olmazsa temiz bir oteldi. Pek keyifli bir otel olmasa da temizliği ve sessizliğiyle gece yatıp sabah kalkmak için yeterli oldu.

Not: Cide’de daha sonra keşfettiğimiz iki uygulama oteli gayet iyi görünüyordu. Araştırılıp tercih edilebilir.

Cide’de Nerede Ne Yenir?

Maceralı yolculuğun da etkisiyle iyice acıkmış olduğumuzdan akşam yemeği için gözümüze kestirdiğimiz ve esnafına kanımızın kaynadığı ilk balık restoranına girdik. Günbatımı Balık Restaurant’ı Duman’ın Yeri. (Kastamonu’dan Bartın’a kadar bir sürü Günbatımı isimli balıkçı var; hiç birinin diğeriyle bir bağı yok. Sahilde gün batımının güzelliğinden isimlenmiş yerel balıkçılar…)

Duman’ın Yeri’nde hayatımda yediğim en iyi salatayı yedim desem yalan olmaz. Ayrıca Karadeniz’den daha o sabah çıkmış taptaze ve iri mezgitler de son derece lezzetliydi.

4.GÜN

Gideros Koyu (Kastamonu)
Amasra

Öğle Yemeği : Canlı Balık – Mustafa Amca’nın Yeri

Cide’de erken saatte kalkıp kahvaltı ettikten sonra kendimizi sabah mahmurluğunu yaşayan Karadeniz’in temiz kumsalına attık… Keyifli bir kumsal yürüyüşü yaparken bir yandan da dekoratif amaçlı kullanabileceğimiz bir sürü desenli yassı taş topladık.

Gideros Koyu (5)

Kısa kumsal yürüyüşünü takiben otelden eşyalarımızı alıp Amasra yönüne doğru 15 dk mesafedeki Gideros Koyu’na gitmek için yola koyulduk.

Gideros Koyu

Gideros Koyu (4)

Gideros Koyu, mükemmel bir doğa güzelliği. Sessiz, sakin, duru… Ama ne yazık ki koya iniş yolu haricinde hiç bir santimetrekaresine düzenleme eli değmemiş, bakımsızlıktan son derece atıl halde kalmış… O güzelim koyun haline içimiz acıdı…

Her ne kadar bakımsız ve düzenlemeden uzakta olsa da doğal güzelliğini tatmaktan keyif aldığımız Gideros Koyu’ndan ayrılıp Amasra’ya doğru yola devam ettik.

Gideros Koyu (2) Gideros Koyu (1)

Amasra

Cide – Amasra yolu, dağ eteklerinden son derece keyifli manzaralar eşliğinde denize doğru dalıp tepelere doğru tırmanarak ilerlenen dar ve virajlı (ve haliyle yorucu) bir yol. (Ama keyfine değiyor…)

Amasra’nın girişinde ilk dikkatimizi çeken çarpık yapılaşma oldu. Girişte, tepelere dip dibe kondurulmuş iğrenç beton yığınları can sıksa da sahile inildiğinde ferahlık alıyor yerini. Gerçekten çok güzel bir yer. Yıllardır zevksiz ve kaygısız insanların elinde çok yıpratılmış ve kirletilmiş olmasına rağmen manzarası halen çok güzel…

Amasra’da Nerede Ne Yenir?

Günbatımı Balık Restaurant (Duman’ın Yeri)

Otoparka çevrilmiş limana aracımızı bıraktıktan sonra soluğu Canlı Balık – Mustafa Amca’nın Yeri’nde aldık. Amasra’nın en iyi balıkçılarından biri olduğunu muhtelif kaynaklardan öğrenerek gelmiş olsak da beklentimiz çok yüksek değildi. Zira Amasra’da Turizm’i öldüren en büyük etkenin Turizm tesislerinin (daha çok otellerin) kötü durumu ve işletmecilerinin ilgisizliği – kötü muamelesi diye bolca yorum okuyarak gelmiştik.

Biraz gecikmeli bir servisin ardından masamıza gelen balığın hayatımda yediğim en lezzetli balık olduğunu söylersem kesinlikle abartmış olmam! Lakin aynı şeyi salata için söyleyemem; zira her ne kadar çok güzel bir salata olsa da Cide’de yediğim salatayı lezzet noktasında geçemedi. (En iyi salata Cide’de Duman’ın Yeri’nde; en iyi balık Amasra’da Mustafa Amca’nın yerinde.)

Kemere Köprüsü

Süper bir balık – salata ziyafetinden sonra Amasra’nın sanırım Türkiye’nin birçok Turistik yeriyle boy ölçüşebilecek kadar gelişmiş hediyelik pazarına girdik. Envai çeşit hediyeliklerden beğendiğimiz birkaçını çantamıza attıktan sonra Amasra’nın bize göre en güzel manzarasını yakalayabileceğiniz Kemere Köprüsü’ne ulaştık.

Kemere Köprüsü, hem sağında hem solunda mükemmel bir manzaraya sahip küçük bir taş köprü. Marifeti boyundan büyük bir yapı denebilir! Boğaz gibi bir konumu olması nedeniyle hafif esintili serinliği de ayrı bir güzellik katıyor seyre…

Amasra Köprü Manzarası

Köprü’den geri dönüp hediyelikçilerin sokağından otoparka doğru ilerlemeden once sokağın girişinde solda Mişmiş isimli pestil ve lokum dükkanına şans eseri uğramak da ayrı bir güzel oldu. Zira Gümüşhane’den bayram için gelmiş taze pestil ürünleri süperdi! Hele içi fındık ezmesi dolu pestil sarmalar yok mu; hem ye hem de yanında yat – kalkınca bir daha ye tadında… Bu arada dükkanın sahibi olan bayan da dünya tatlısı bir esnaf örneği…

DÖNÜŞ :

Amasra’dan sonra İstanbul’a dönüşe geçtik. Bartın Merkez üzerinden Çaycuma, Devrek, Mengen güzergahı ile Bolu’ya bağlanan yol oldukça geniş ve düzgün bir otoyol.
Bu dönüş güzergahında iki mola noktasını tavsiye etmeden geçemeyeceğim.

Çaycuma’da Alpaylar Tesisi, tertemiz – modern bir tesis olmakla birlikte çalışanları da son derece kibar ve ilgili. O bildiğiniz tesislerden çok farklı. (Zira öyle otobüs tesisi de değil; aile mekanı.)

Mengen

Tüm Dünya’ya yayılmış aşçılarıyla ünlü Mengen’de, Mengen Lezzet Dünyası. Biz aç olmamamıza rağmen sırf meraktan uğradık ama iyi ki de uğramışız. Hayatımda onca mekan deneyimledim ama buradaki kadar ilgi alakayı başka hiçbir yerde görmedim. (Evet, organize ve modern bir servis değil ama samimi – içten ve sizin için koşturan garsonlar – ve hatta işletme sahibi…)

Burada işletme sahibi Tuncay bey bizzat ürünlerinden tattırdı bize… Saçtan alıp ikram ettikleri bazlamanın arasına kendi ürünleri olan doğal terayağı inanılmazdı… (6 paket tereyağı aldırdı bir ikram bize…) Ayrıca asıl ününü sağlayan yemekleri ise gerçekten leziz görünüyordu. Hafif tatlılardan hoşlananlar içinse melisa çiçekli süt tatlısı da denenmeye değer. (Eşsiz bir tatlı değilse de hafifliğiyle güzel bir tatlı.)

Biz almadık ama kendi ürettikleri sucuk konusunda da çok iddialılardı. Öyle ki kartvizitini verip eve gittiğinizde beğenmezseniz sucuğu atın ben banka hesabınıza ücretini geri göndereyim diyebilecek kadar… (Yılların satışçılık tecrübesiyle söyleyebilirim ki bu ucuz bir satış ağzı değil samimi bir Anadolu esnafı iddiasıydı.)

Sonrası mı?

İstanbul’a Dönüş Yolculuğu

Küre Dağları Milli Parkı

Arefe günü İstanbul yönünün tenhalığında sakin ve huzurlu bir dönüş yolculuğu…

Amasra – Safranbolu – Kastamonu üçgeni bizi fazlasıyla memnun etti. Özellikle Kastamonu’nun merkezden uzak doğal güzellikleri değil bir turda, iki – üç turda bile zor bitecek kadar çok! Gezebildiklerimizin yanı sıra Loç Vadisi, Ilgarini Mağarası ve Küre Dağları Milli Parkı dahilindeki irili ufaklı bir çok kanyon ve vadi gez gez bitmeyecek türden… Artık onlar da gelecek turlara…

Yazar Hakkında

Münteha Mangan -Tuğçe Salman Mangan

Münteha Mangan Tuğçe Salman Mangan

Münteha, İstanbul – Üsküdar doğumlu. Marmara İşletme Mezunu. Birçok gençlik organizasyonunda kurucu olarak aktif rol oynadıktan sonra profesyonel yaşamında Amerika’da ve Türkiye’de muteber şirketlerde üst düzey yöneticilik yaptı. Şuan Türkiye’nin en büyük yayın gruplarından birinde yöneticilik yapmaktadır.

Metropolden kaçıp tarihi mekanları ve doğal güzellikleri keşfetmekten büyük keyif alır. Kendisi yazmayı, eşi Tuğçe’yse fotoğraf çekmeyi sevdiği için her bir geziden keyifli yazılar ve fotoğraflar doğmaktadır.

munteha@gmail.com
http://munteha.com
http://twitter.com/munteha
http://facebook.com/munteha
http://linkedin.com/in/munteha

3 YORUMLAR

  1. Arkadaslar imrenilecek bir gezi olmus, anlatiminiz ise gayet guzel ve akici, bayildim . Lakin yazinin cogunda ciddi diyebilecegim bir “kapris” modu gordum, herseyi elestirme, begenmeme, yeterli bulmama her safhada belirtilmis.. Onun disinda faydalanacagim bir cok bilgiyi yazmissiniz ki bu zaten az onceki konuyu kapatmistir benim icin. Selamlar

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here